8 Çocuk

“Biz kızlarla erkeklerin devletin yurdunda karışık kalmasına müsaade etmedik, etmiyoruz.” diyen, her fırsat bulduğunda “en az üç çocuk” isteyen ve “Kız ve erkek öğrenci aynı evde olmaz, denetleyeceğiz.” sözünün sahibi  bir başbakan… Boğaziçi Üniversitesi’nde kızlı erkekli oturulduğu için yoldan çıkacağını düşünmüş bir bakan… İnsanların yatak odasına müdahale etmeye çalışan bir zihniyet… İnanılmaz derecede iğrençleşmiş söylemler… Eylem yapan insanlara yönelik asılsız suçlamalar… İnsanlar sevişmesin, öpüşmesin diye verilen emek… Farklı cinsel yaklaşımları anlamamakta ısrar eden yaklaşımlar… Sayısız tecavüz-taciz haberi…

 

Tüm bunların dışında, konuları somut bir zeminde incelememe ısrarı… Hiçbir bilimsel yaklaşımın yanından geçmeyen fikirsel tartışmalar… Binlerce ahlak anlayışı ve ahlak anlayışlarına karşı çıkarken oluşan yeni ahlaklar… Biyolojinin, kimyanın ya da fizyolojinin dahi henüz kesinleştiremediği bilgileri kendi kafasında halletmeye çalışan (hatta hallettiğini düşünen) insanlar…

 

Aile planlamasından habersiz topluluklar… Bunların sonucu olarak çocuklar, çocuklar, evet evet o çocuklar… Yoksullukla mücadele eden aileler… Erkek çocuk sevdası uğruna araya sıkıştırılmış gibi görülen kız çocukları… Doğum kontrol yöntemleri, kürtaj tartışmaları, cinsellik yaklaşımları, aile içi şiddet, içselleştirilmiş pornografi, dini görüşler, ahlaki müdahaleler, ideolojik bakış açıları ve bunların hiçbirine kendini beğendiremeyen bilim…
Read More»

Bilginin Hareketi

Bilginin hızı üzerine hiç düşündünüz mü? Nereden nereye, ne kadar zamanda aktarılır? Bu aktarımı neler etkiler? Bilginin dinamik yapıya kavuşması hatta bu dinamikliğini kaybetmesi nasıl gerçekleşir? Son olarak var olan hareketin altyapısı nasıl güçlendirilebilir ve bilgiden nasıl daha fazla verim alınabilir? Tüm bunların sonuçlarına nitel ve nicel bir açıdan baktım; kendi düşüncelerimi de üzerine ekleyerek küçük bir teori oluşturdum.

Bilindiği gibi biz insanlar olarak meraklı varlıklarız. “Neden? Nasıl? Ne zaman?” gibi soruları sorabiliyor olmamız hem bizi doğada farklı bir yerde tutuyor hem de gelişimin ilerlemesine katkıda bulunuyor. Bilgi de ya öğretiler sonucu aktarımlarla ya da meraka bağlı olan kazanımlarla yayılmakta… Daha önceden kazanılmış tecrübelerin yeni nesillere aktarımı zaten insanlık tarihinin bir parçası. Ancak bu aktarımlar sonucunda bilgi, ilk kazanılma anından itibaren birçok şey kaybediyor. Tabi bu durum her türlü bilgi için geçerli değil. İnsanların merakına hitap eden bilgiler (gündelik haberler, söylentiler, olumlu-olumsuz yaklaşımlar…) diğer bilgilere göre daha hızlı yayılıyorlar ve daha dinamik kalabiliyorlar. Bu etkiyi yaratan şeyse merakın nüfuz ettiği kişi sayısı… Eğer herkesin içinde var olan bir meraka hitap eden  bilginiz varsa bunun yayılması da çok daha kolay oluyor. Burada insan ırkının biyolojik yapısı devreye giriyor. Eğer bilginiz insanlar arası ilişkiler hakkındaysa veya merak eden kişinin doğrudan kendisini etkiliyorsa, o bilgi diğerlerine oranla daha aktif bir harekete sahip oluyor. Derslerde insanların sıkılmasının, hatta bir şey anlamamasının sebebi de bu olabilir. Çünkü böyle ortamlarda bilginin sizle nasıl bir alakası olduğunu öğretip merak uyandırmak yerine sizin bilgiyle ne kadar alakalı olduğunuza önem vermeye başlıyorlar.

Read More»

İsteyerek Yapabilmek

Saat 06.30… Kilyos’ta sabah oluyor. Dışarıda yağmur atıştırıyor ve büyük ihtimalle benim gibi sabahlayanlar hariç herkes uyuyor. Peki ben niye bu saate kadar gözüme bir damla uyku girmeden oturdum ve hala oturuyorum? Neden zamanın bu kadar hızlı geçtiğini anlayamadan saatlerin böyle akıp gitmesine göz yumuyorum?
Sorun üzerimize yığılan gereksiz sorumluluklardan mı yoksa zihnimi kurcalayan detaylı fikirlerden dolayı her işimi yavaş yapmamdan mı kaynaklanıyor bilmiyorum. Hakikaten ya, niçin bir şeyleri yavaş yapıyor olmam bu kadar önemli oluyor? İşleri hızlı hızlı yapacağız diye kaçırdığımız fırsatların ne zaman farkına varacağız? Mükemmele yaklaşmak için daha fazla zamana ihtiyacımız yok mu? Bunun yavaş olmakla ne alakası var anlayamıyorum. Daha çok şeyin gerçekleşmesini sağlamak daha çok zamana mal oluyor doğal olarak. Tabi bende kötü etkisini gösteren bir diğer durum da yapılacak iş üzerine gereğinden fazla düşünüyor olmak… Hatta yapılacağın haricinde fikirlere kapılmak ve neticesinde ortaya çıkan sonu gelmez düşünce yolculuklarında kaybolmak… Hal böyle olunca ben de bazı fırsatları kaçırmaya başlıyorum. Yani ne hemen bitirmek ne de geç bitirip araya birçok etkinlik sokuşturmak faydalı değil zannımca. Acele etmeden fakat bekletmeden yapabilmek gerekli.
Read More»

Kaktüs Dikeni

Siz Hiç LSV Dükkan Çikolatası Tattınız mı?

LSV Dükkan yani Lösev Dükkan’ında lösemili çocuklarımızın anneleri kendi elleriyle hazırladıkları organik kurabiyeler ve birbirinden renkli el emeği, göz nuru el işlerini sizlere sunuyor. LSV Dükkan bundan tam 12 sene önce LÖSEV Ankara’da, küçücük bir atölyede 5 anne ile başlayan bir çalışmayken bugün yüzlerce annenin ekmek parasını kazandığı meslek atölyeleri haline geldi.

Beslenme ile kanser arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekmek için kurulan bu minicik atölye, seneler içerisinde azim, sevgi ve inançla büyüdü. Giderek büyüyen ve insanın içini ısıtan bu başarı öyküsü, LSV Dükkan markasını yaratmaya kadar uzandı. Lösemili çocuklarımızın annelerinin umutlarını, hayallerini işlediği, sevgiyle yoğurduğu her bir LSV Dükkan ürünü sevgili çocuklarımızı hayata bağlayacak.

Tüm renkleri ve lezzetleri ile Türkiye’nin her yerinden LSV Dükkan’a www.lsvdukkan.com üzerinden ulaşabilir ve sipariş verebilirsiniz.

Lösev’i Twitter’da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile  paylaşımlarınızla destekleyebilirsiniz.